İngilizce Yemek ve Yemek Pişirme Nasıl Anlatılır

İngilizce yemek ve yemek pişirme nasıl anlatılır sorusunun cevabı, restoranda sipariş vermekten bir arkadaşınla tarif paylaşmaya kadar yüzlerce günlük konuşmanın kapısını açar. İşte gerçekten kullanılan kelimeler ve kalıplar.

Ahşap mutfak tezgahında doğranmış sebzeler, kaynayan bir tencere, otlar ve yanlarında açık bir tarif kitabı.
Öne Çıkanlar: İngilizce yemek ve yemek pişirme nasıl anlatılır sorusuna cevap vermek için hazırlık fiillerini (chop, simmer, whisk), bir avuç tat ve kıvam sıfatını (crispy, tangy, tender) ve "it's a bit too salty for me" ya da "how do you make it?" gibi birkaç konuşma kalıbını öğrenmen yeterli. Devasa bir kelime listesine ihtiyacın yok, sadece ana dili İngilizce olanların gerçekten kullandığı kelimeler yeter.

İngilizce yemek ve yemek pişirme nasıl anlatılır: fiillerle başla

Çoğu öğrenci yemek kelimelerini bir isim listesi olarak öğrenmeye çalışır: apple, bread, chicken, rice. Bu faydalıdır ama bir sohbeti akıtan şey bu değildir. İnsanlar İngilizce yemek pişirmekten bahsederken yemeğe ne yaptıklarını anlatır, yani fiilleri kullanır.

Küçük bir hazırlık fiili grubu, mutfakta olanların çoğunu kapsar. Chop, iri parçalar halinde kesmek demektir. Dice, küçük ve eşit küpler halinde kesmek. Slice, ince ve yassı dilimler halinde kesmek. Grate, pürüzlü bir yüzeye sürtmek, yani peynir ya da havucu rendelemek. Peel ise kabuğunu soymak.

Bir de ısı fiilleri var. Boil, fokur fokur kaynayan su demektir. Simmer, kaynama noktasının hemen altında, küçük ve nazik kabarcıklarla pişirmek. Fry, kızgın yağda kızartmak; sauté aynı fikir ama daha az yağla ve daha çok karıştırarak. Roast ve bake ikisi de fırında pişirir, ama roast et ve sebze için, bake ise ekmek, kek ve hamur işleri için kullanılır.

Hepsine ilk günden ihtiyacın yok. Gerçekten nasıl yemek yaptığına uyan beş tanesini seç ve kendi yemeklerinle ilgili gerçek cümlelerde kullan. Kendi akşam yemeğin hakkında kullandığın bir kelime, listeden ezberlediğin bir kelimeden çok daha kalıcı olur. Bu fiilleri gerçek bir diyalog içinde görmek istersen, bir AI İngilizce öğretmeni yemek pişirme üzerine sohbet eder ve sen konuşurken seni düzeltir.

"Delicious" demeden tat ve kıvamı anlat

"Delicious", her öğrencinin elinin gittiği kelime ve bir tarifi düzleştiren de tam olarak bu kelime. Ana dili İngilizce olanlar bir yemeğe delicious deyip bırakmaz. Nasıl bir delicious olduğunu söyler ve bunu iki kelime grubuyla yapar: tat sıfatları ve kıvam sıfatları.

Tat için en çok işe yarayanlar sweet, salty, sour, bitter, spicy, tangy, rich ve savoury. Tangy, limon ya da yoğurt gibi keskin ve hafif ekşi bir tadı anlatır. Rich, çikolatalı kek ya da kremalı sos gibi ağır ve dolgun bir şeyi anlatır. Savoury, sweetin yani tatlının zıttıdır: etin, peynirin ve tuzlu atıştırmalıkların tadı.

Kıvam da en az onun kadar önemli. Crispy, ısırınca çıtırdayarak kırılan demektir. Tender, yumuşak ve kolay kesilen, genellikle et için söylenir. Creamy, pürüzsüz ve koyu. Fluffy, hafif ve havadar; iyi pilav ya da omlet için kullanılır. Chewy ise ısırmak için çaba gerektiren demektir; ekmek için iyi, biftek için kötü olabilir.

Her gruptan birer tane birleştirince gerçek bir tarif elde edersin: "the chicken was tender and a little spicy" ya da "the sauce was creamy but not too rich." Ana dili İngilizce olan birinin kurduğu cümle budur ve senin de hedeflemen gereken cümle budur.

Kaybolmuş gibi görünmeden bir yemeği nasıl sorarsın

Yemek hakkında konuşmanın yarısı yemek hakkında soru sormaktır ve öğrencilerin donup kaldığı yer tam burasıdır. Menüde tanımadığın bir şey görürsün ya da bir arkadaşın hiç duymadığın bir yemekten bahseder ve şaşkın görünmeden nasıl soracağını bilemezsin.

En işe yarar soru en basit olanıdır: "What's in it?" Bu soru bir menü için de, bir akşam yemeğinde sunulan yemek için de, birinin anlattığı tarif için de işe yarar. Doğal, kısa ve tam olarak istediğin cevabı getirir. Biraz daha resmi bir versiyonu "What does it come with?" olur; bu, malzemeleri değil yanında gelen garnitürleri ve sosları sorar.

Sadece bilgi almakla kalmayıp ilgili görünmek istiyorsan "How do you make it?" ya da "How is it cooked?" diye sor. Birincisi tarif ister, ikincisi yöntem ister. İkisi de sohbeti sürdürür, ki asıl amaç budur. Tutoro'da konuşma eğitmeni tam olarak bu tür bir diyalog yürütür: sana bir yemek sorar ve cevaplarının üzerine devam eder. Günlük İngilizce konuşma rehberleri bu tür takip sorularının kısa bir alışverişi gerçek bir sohbete dönüştürdüğünü tutarlı biçimde gösteriyor.

Bilmeye değer bir kalıp daha var: "What would you recommend?" Karar veremediğinde restoranda işe yarar, sana tanımadığın bir şey ikram edildiğinde arkadaşının sofrasında da işe yarar. Sohbeti karşındaki kişiye verir, ki özgüvenini hâlâ inşa ederken tam olarak istediğin şey budur.

Sevmesen bile fikrini kibarca söyle

Yemek kişisel bir konudur ve birinin senin için pişirdiği bir şeyi sevmediğini söylemek her dilde en zor anlardan biridir. İngilizcede kural basittir: olumsuzu bir yumuşatıcıyla hafiflet ve ardından olumlu ya da nötr bir şey ekle.

"It's a bit too salty for me" klasik kalıptır. "Bit" kelimesi ve "for me" ifadesi yumuşatmayı yapar. Yemeğin kötü olduğunu söylemiyorsun, senin damak zevkine uymadığını söylüyorsun. Bunu "It's too salty" ile karşılaştır; o, aşçıya yönelik bir eleştiri gibi duyulur. Dilbilgisinde fark küçük, nezakette fark büyüktür.

Diğer işe yarar yumuşatıcılar "a little", "slightly" ve "not quite my thing". Yemek beklediğinden daha acıysa "It's a little spicy for me" işe yarar. "It's not quite my thing" hiçbir kusur adlandırmadan bir şeyi nazikçe geri çevirmenin yoludur. Belirsizdir ve burada belirsizlik nezakettir.

Her zaman olumsuzun ardından olumlu bir şey getir. "It's a bit too salty for me, but the texture is great" ya da "I'm not a big fan of mushrooms, but this sauce is lovely." İkinci yarı aşçıya tüm yemeği değil, sadece bir kısmını reddettiğini söyler. Kaba görünmekle dürüst görünmek arasındaki fark budur.

Bir tarifi adım adım anlat

Tarif paylaşmak, yemek sohbetlerinin en yaygınlarından biridir ve kendine ait küçük bir dilbilgisi vardır. İngilizce konuşanlar adımları sıra kelimeleriyle birbirine bağlar: first, then, next, after that, finally. Bir talimat listesini, birinin takip edebileceği bir hikâyeye dönüştüren tutkal bunlardır.

Basit bir tarif şöyle duyulur: "First I chop the onions and garlic. Then I fry them in a little oil until they're soft. After that I add the tomatoes and let it simmer for about twenty minutes. Finally I stir in some basil." Fiillerin işi yaptığına, sıra kelimelerinin her şeyi bir arada tuttuğuna ve "until they're soft" ile "for about twenty minutes" gibi kısa zaman ifadelerine dikkat et.

Sıra kelimelerini bir set olarak öğrenmeye değer, çünkü sadece yemekte değil her tür talimatta karşına çıkarlar. Kendi makarna sosunu first, then ve finally ile anlatabiliyorsan, sabah rutinini ya da işe gidiş yolunu da anlatabilirsin. İskelet aynıdır.

Öğrencilerin takıldığı bir ayrıntı emir kipidir. Yazılı bir tarifte "chop the onions" görürsün, ama konuşmada insanlar genellikle "I chop the onions" ya da "you chop the onions" der. İkisi de sohbette doğrudur; "I" versiyonu kendi alışkanlığını anlatır, "you" versiyonu genel bir talimat verir. Hangisi olursa olsun doğaldır.

Bir tarifi sesli olarak anlatmak, yemek fiillerini kalıcı hale getirmenin en iyi yollarından biridir, çünkü onları ders kitabı örneği yerine kendi yemeğin hakkında kullanırsın. Tutoro bu tür bir alışverişi gerçek bir sohbet olarak yürütür: yaptığın bir yemeği anlatırsın, eğitmen takip soruları sorar ve sen konuşurken fiil seçimlerini düzeltir. Alıştırma ayrı bir tekrar bölümünde değil, sohbetin içinde yer alır; böylece aynı anda hem konuşmayı hem de kelime bilgisini çalışırsın.

Temel kelime dağarcığı olan ve bunu cümlelerde kullanmak isteyen öğrencilere uygundur; hâlâ tek tek kelimeler öğreniyorsan, önce daha basit bir başlangıç noktası sana daha iyi gelebilir.

Restoranda doğal konuşmanı sağlayan kalıplar

Restoranlar, yemek İngilizcesinin sahneyle buluştuğu yerdir ve birkaç kalıp cümle seni tüm yemek boyunca taşır. Birincisi masa isteme şeklidir: "A table for two, please" ya da "Do you have a table for two?" İkisi de uygundur ve ikisi de kendi dilinden doğrudan çeviri yapmaktan daha doğaldır.

Sipariş verirken standart açılış "I'll have the..." olur. "I'll have the grilled chicken, please." Bir şeyi değiştirmek istiyorsan kibar biçim "Could I get that without..." olur: "Could I get that without onions?" Küçük bir kalıptır ama öğrencilerin en sık sıfırdan kurmaya çalışarak yanlış yaptığı kalıp budur.

Yemek sırasında bir şey yanlışsa ya da eksikse "Excuse me" dikkat çeker, ardından basit bir rica gelir: "Could we get some more water, please?" ya da "I think we're still waiting on the salad." Sonunda, İngiliz İngilizcesinde "Could we have the bill, please?" ya da Amerikan İngilizcesinde "Can we get the check?" yemeği kapatır. İngilizce öğrenenler için restoran kalıp rehberleri tam olarak bu ifadeleri listeler, çünkü garsonların duyduğu ve anında karşılık verdiği ifadeler bunlardır.

Bu kalıpların hiçbiri zor değil. İşe yaramalarının nedeni sabit olmaları, yani düşünmeden söyleyebilmen. Onları anında bir araya getirdiğin dilbilgisi parçaları olarak değil, bütün birimler olarak çalış ve restoran ziyareti bir sınav olmaktan çıkıp bir sohbete dönüşsün.

Öğrencilerin yemek konusunda yaptığı yaygın hatalar

Bazı hatalar o kadar sık karşımıza çıkar ki erken düzeltmek aylarca düzeltme yapmaktan kurtarır. Birincisi "I cooked a coffee" ya da "I cooked a cake" demek. İngilizcede yemeği cook edersin ama içeceği make edersin, keki ise bake edersin. "I made coffee" ve "I baked a cake" doğrudur; ikisinde de "cooked" yanlıştır.

İkincisi "spicy" ile "hot" kelimeleri. Spicy, içinde acı biber ya da güçlü baharat olduğu anlamına gelir. Hot acı anlamına gelebilir ama genellikle yüksek sıcaklık demektir. "This soup is hot" dersen ana dili İngilizce olan biri önce sıcaklığı düşünür. Acıyı kastediyorsan spicy de ya da net olmak için İngiliz İngilizcesinde "hot and spicy" de.

Üçüncüsü bir dilbilgisi noktası: food sayılamayan bir isimdir, yani "some food", "a lot of food" dersin, "a food" ya da "foods" demezsin, tabii yemek türlerini kastetmiyorsan. Aynısı bread, rice, pasta ve water için de geçerlidir. "I ate many breads" çok yaygın bir öğrenci hatasıdır; doğru biçim "I ate a lot of bread" olur.

Son olarak "taste" ile "try" arasındaki farka dikkat et. Sevip sevmediğini anlamak için yemeği try edersin, sonra onu taste edersin, yani tadını fark edersin. "Can I try a piece?" kibar ricadır. "It tastes like lemon" ise gözlemdir. Karıştırmak anlaşılabilir bir şey, ama ana dili İngilizce olanlar bu ayrımı düşünmeden yapar.

Bunu bir konuşma partneri olmadan nasıl çalışırsın?

Dürüst cevap şu: yemek kelimeleri sohbet olmadan yaşayamaz. "Simmer" ve "tangy" kelimelerini bir listeden ezberleyebilirsin, ama ancak gerçek bir yemek hakkında kullandığında senin olurlar. Konuşma partnerin yoksa bu boşluğu kapatmanın iki yolu var.

Birincisi, yemek yaparken kendi yaptıklarını İngilizce sesli olarak anlatmak. "I'm chopping the onions. Now I'm frying them. The sauce is simmering." İlk gün tuhaf gelir, üçüncü gün normal olur. Fiilleri tam olarak ihtiyaç duyacağın bağlamda çalışıyorsun ve seni yargılayacak kimse dinlemiyor.

İkincisi, seni düzeltecek biriyle sohbet etmek. İşte burada bir AI İngilizce konuşma pratiği aracı devreye girer: yaptığın bir yemeği anlatırsın, o takip soruları sorar ve "baked a cake" yerine "cooked a cake" dediğinde bunu işaret eder. Düzeltme tam o anda gelir, yani kalıcı olduğu anda. Konuşma pratiği ve kelime kalıcılığı üzerine araştırmalar, sohbette kullanılan kelimelerin sadece okunan ya da yazılan kelimelerden çok daha iyi hatırlandığını gösteriyor.

Hangi yolu seçersen seç, amaç aynı: kelimeleri listeden çıkarıp ağzına taşımak. Yemek bunun için mükemmel bir konudur çünkü her gün karşına çıkar. Her gün yemek yersin, yani her gün pratik yapmak için yeni bir şansın olur.

Sık sorulan sorular

İngilizcede en yaygın yemek pişirme fiilleri nelerdir?

En yaygın yemek pişirme fiilleri hazırlık için chop, dice, slice, grate ve peel; ısı için boil, simmer, fry, sauté, roast ve bake. Roast fırında et ve sebze için kullanılır, bake ise ekmek, kek ve hamur işleri için.

Delicious demeden yemeği nasıl anlatırım?

Bir tat sıfatını bir kıvam sıfatıyla birleştir. Tavuğun tender ve a little spicy olduğunu ya da sosun creamy ama çok da rich olmadığını söyle. İşe yarar tat kelimeleri sweet, salty, sour, bitter, tangy, rich ve savoury. Kıvam kelimeleri arasında crispy, tender, creamy, fluffy ve chewy var.

İngilizcede bir yemeği sevmediğimi kibarca nasıl söylerim?

Olumsuzu bir yumuşatıcıyla hafiflet ve ardından olumlu bir şey ekle. It is a bit too salty for me ya da it is a little spicy for me de. Bit kelimesi ve for me ifadesi bir eleştiriyi kişisel bir tercihe dönüştürür. Her zaman yemeğin başka bir kısmıyla ilgili olumlu bir notla bitir.

İngilizcede spicy ile hot arasındaki fark nedir?

Spicy, yemekte acı biber ya da güçlü baharat olduğu anlamına gelir. Hot genellikle yüksek sıcaklık demektir, ama acı anlamına da gelebilir. Karışıklığı önlemek için acı biber tadı için spicy de, ikisini birden kastediyorsan İngiliz İngilizcesinde hot and spicy de.

İngilizce bir restoranda yemek siparişi vermek için hangi kalıplara ihtiyacım var?

Yer göstermeleri için a table for two, please; sipariş için I'll have the...; değişiklik istemek için could I get that without... kullan. Yemek sırasında dikkat çekmek için excuse me de ve sonunda İngiliz İngilizcesinde could we have the bill, please ya da Amerikan İngilizcesinde can we get the check ile bitir.

← Tüm Yazılar